“Atıktan enerji” projesi gerçeklerden uzak

Hükümet bir kez daha Çevre Mühendislerini şaşırtan, afallatan ve üzüntüye uğratan bir icraata imza atarak sözde “atıktan enerji” projesini, gerçeklerden uzak olan bir tür “Tasarla Yap İşlet Devret” modeliyle ihaleye çıkmıştır.

Odamız, atıktan enerji projesiyle ilgili olarak çalışmaların olduğu duyumunu birkaç senedir duya gelmiştir. En son Nisan 2016’da yayınlanan basın bildirimizde bu konuya değinmiştik.

Atık yakma, hem yatırım hem de işletme maliyetlerinin çok yüksek olduğu bir atık bertaraf ve enerji üretim yöntemidir. Söz konusu tesislerde özellikle baca gazı kirliliğini azaltmak maksadıyla çok karmaşık ve pahalı baca gazı arıtma sistemlerine gerek duyulur. Böyle bir yatırımın sürdürülebilir olup olmadığının net olarak ortaya koyulabilmesi için mutlaka önceden bir fizibilite çalışması yapılması gerekmektedir. Hükümete sorularımızı aşağıda sıralıyoruz;

  • Atıktan enerji projesi için fizibilite hazırlandı mı? Alman yatırım destek ajansı GIZ, atık kompozisyonunda %50 civarında organik madde ve/veya %15 inert (inşaat atığı, toprak, kül, cam, metal, vb) madde bulunduğu takdirde atıktan enerji üretmenin uygulanabilir (fizibıl) olmadığını göstermektedir. Bu atık oranlarının açıkça şartnamede verilen atık kompozisyonunda mevcut olduğu görülmektedir.
  • Projede üretilecek olan elektriğe alım garantisi verileceği söyleniyor ancak ihalede tavan fiyat (üst-limit) belirtilmiyor. Bu projenin enerji maliyetlerine etkisinin ne olacağı biliniyor mu? KIBTEK ve dolayısıyla vatandaş bu etkiyi, enerji/çevre bedeli olarak faturalarında ödemeye hazır mıdır? Bu çalışmalar şeffaf biçimde halka sunulmadan nasıl böyle bir proje için karar verilebilir?
  • Tesisin (işletmecinin), ek yakıt kullanılıp kullanmayacağı şartnameler okunduğunda net olarak anlaşılamamaktadır. Tesis aslında hiç atık kullanmadan, başka bir yakıt kullanarak elektrik üretip satabilecek mi? Eğer böyleyse, atığın enerji üretimine elverişli hale gelmesiyle ilgili hiçbir yatırım (ayrıştırma, işleme, vs.) yapılmayacak demektir. Hatta tesis (işletmeci) kendisinin taşıma zorunluluğunda olmayan atıkları tesise kabul etmek için ek giriş ücreti dahi talep etmeye kalkışabilir.
  • Şartnamede ülke genelinde atıkların azaltılmasıyla ilgili işletmeciye hiçbir hedef veya koşul belirtilmemiştir. İşletme süresi olarak belirlenen 25 sene içerisinde KKTC’deki atıkların miktarının, türünün ve kompozisyonun nasıl değişebileceği belirtilmemiştir veya bununla ilgili hiçbir hedef veya öngörüde bulunulmamıştır.

Hükümetin bu bilinmezlikler içerisinde çıktığı ihale bizleri ciddi şekilde endişelendirmektedir. Şartnamenin yapısı bizde, katı atıklar bahane edilerek, enerji sektörüne yeni yabancı bir özel teşebbüsün sokulmaya çalışıldığı hissiyatını uyandırmaktadır. Hem ekonomimizin hem de çevrenin göreceği muhtemel zararların bilincinde olarak halkımızın bu projeyi değerlendirmesi gerektiğini bildiririz.

Katı atık sorunuyla ilgili esas yapması gerekenler, 2006 yılında hazırlanmış atık yönetim planının güncellenmesi, atığı KAYNAĞINDA azaltmaya, yeniden kullanmaya ve geri dönüştürmeye yönelik olarak özel sektörün desteklenmesidir. Atığı üretenler ve bu ülkeye ambalaj malzemesi olarak atığı ithal edenler, atıkların ayrı toplanmasından ve geri dönüştürülmesinden sorumlu olmalıdır. Ülkedeki kontrolsüz çöplüklerin kapatılabilmesi için belediyelerin atık taşımacılık ekipmanların yenilenmesi, belediyelerin sayılarının azaltılarak finansal olarak güçlendirilmeleri gerekmektedir. Güngör Düzenli Depolama Tesisine kabul edilmemesi gerektiği halde halen daha inşaat atığı ve bahçe atıkları gönderiliyorken, bilimsel veri ve akıldan uzak bir proje için ihaleye çıkılması, hükümetin iş bilmezliğini veya kötü niyetini teyit etmektedir.